FİDAN - Dini, İlmi ve Edebi Dergi
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
 
   
 

Anasayfa

Yazarlarımız

Hakkımızda

Künye

ABONELİK FORMU

İletişim

Kapak

Hasbihal

Kapak Konusu

Makaleler

Bakış

İfade-i Meram

Yansımalar

Kurana Dair

Köşeler

Kültür Deryamızdan

Sağlık

Kadın ve Aile

Hakikat Heybesi

Gündem

Şiir Tahlili

Oku Yorum

Üstad

Dünya Gündemi

Röpörtajlar

Aktüel Röportajlar

 Osman Turgut DİLEK
fidan@kestanepazari.org.tr

Sayi: 89 / Temmuz - Eylül 2016

Ailemizin Modernizm ile İmtihanı

 

Bu yazımızda günümüzün en büyük problemlerinden biri olan modernizm ve modernizmin ailemiz, özellikle de kadın üzerinde etkisini ele alacağız.


İlk insan Hz. Âdem’den günümüze kadar dinler, toplumların hayatındaki belirleyici unsurların başında olagelmiştir. Araştırmalar tarihte dinsiz bir toplumun bulunmadığı bilgisini vermektedir. Bununla birlikte ilahî dinler, her dönemde dirençle karşılaşmıştır. (Hz. İbrahim-Nemrut, Hz. Musa-Firavun, Hz. Muhammed (sav)-Ebu Cehil ve arkadaşları…) Buna rağmen dinin temsilcileri, gördükleri eziyetlere, zulümlere rağmen (Allah’ın inayetiyle) ayakta kalmayı başarabilmiş, tüm aldırılara rağmen din, her zaman bir güç olarak kendisini hissettirebilmiştir. Ancak belki de ilk defa dindarlar en zor imtihanını modernite ile vermektedir. Çünkü modernizm insanın zayıf noktalarını, zaaflarını, eğilimlerini, zevklerini, hazlarını çok iyi tespit etmiş; insanı kendi benliğinden koparmayı başarmıştır. “Kendi kendisinin tanrısı, hazlarının, zevklerinin esiri; sahte mutluluklar içinde yüzen aciz bir varlık” görünümünde insanlar ortaya çıkarmıştır.


İnsanı özünden, fıtratından uzaklaştıran Modernizm nedir? Modernizm 18. yüzyılda Batı’nın geleneksel değerlerine, normlarına ve yapılarına karşı girişilmiş bir isyan hareketi olarak ortaya çıkmıştır. O dönemde, sosyal ilişkiler, toplumsal
yapı ve düşünce sistemleri kilise tarafından belirlemekte ve kilisenin baskısı her alanda kendini göstermektedir. Modenizm, tarihi kökleri itibariyle büyük ölçüde kilisenin merkezinde olduğu din sorununa tepki olarak başlamış ve kendini din karşıtlığı üzerinde konumlandırmıştır. İlk olarak kilisenin temsil ettiği Tanrı’yı devre dışı bırakan bu düşünce, kendi kutsalını kendi belirlemiş, “insanı, bilimi, hazzı ve maddeyi” tanrılaştırmıştır. Bu ideoloji, başlangıçta sadece Hristiyan batı dünyasını, daha sonra da teknoloji sayesinde tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Modernizm “özgür birey” düşüncesi ile kadına etki ederek feminizmi tetiklemiş ve; “kadın erkek eşitliği”, “kadın özgürlüğü” konuları gündeme gelmiştir. Ancak eşit haklar ve özgürlük söylemleri, kadının sorumluluklarının iki kat artmasına neden olmuştur. Ev işleri, sosyal sorumluluklar, annelik ve iş yaşamı vb. Hep bir arada yürütülmesi, organize edilmesi gereken sorumluluklar olarak sadece kadının üzerinde kalmıştır. Ayrıca kadına, “ev ve çocuk, kariyer önündeki engeldir” düşüncesini dayatmıştır. Hatta kadınlar kendilerini eş ya da anne olarak değil mesleğiyle tanımlama arzusuna kapılmışlardır. Fıtraten düşünüldüğünde bunun doğal olmayan bir süreç olduğu görülmektedir. Ortam hazırlanmadan, çalışan kadının karşılaşabileceği sorunlara çözüm bulunmadan kadının çalışması,en çok kadınları zor durumda bırakır. Çünkü kadın bir yandan ev hanımlığı, eşlik ve annelik yaparken diğer yandan çalışma hayatının sıkıntılarını yaşamak zorunda kalır. “Hayat müşterektir” ifadesiyle eşlerini çalışmaya teşvik eden beyler evdeki sorumluluklar söz konusu olduğunda bu işleri kadının görevi olarak görüp eşlerine yardımcı olmayabilirler. Hepsini bir arada yapmak, ruh ve beden sağlığı açısından oldukça yıpratıcı olduğundan görevlerinin bir bölümünü yapamama durumunda kalan kadının stresi kat kat artar. Bu durumda en mağdur olan da kadın ve çocuk olur.


Çalışkan, azimli, entelektüel, eğitimli, bakımlı, başarılı ve hırslı; fakat mutsuz, depresif ve yalnız kadınların sayısının arttığını görürüz. Annesiyle birlikte yeterli vakit geçiremeyen çocuklar da bakıcı yanında büyürler. Bu durum, kadının
“anne” olarak kendini suçlu ve yetersiz hissetmesine neden olmaktadır. Yine modern zihniyetin sonucu olarak çocuğa verilen değer ona alınan pahalı oyuncaklara, lüks mekânlarda yedirilen yemeklere veya giydirilen çeşit çeşit Ailemizin
kıyafetlere eş tutulmaktadır. Kısacası verilen değer tüketim ile eş anlama gelmektedir. Denklem şu: “Benim için para harcıyorsan bana değer veriyorsun” Durum böyle olunca aile, tüketirken tükenmektedir. Hâlbuki çocuk için oyuncak ya
da kıyafet değil ailesiyle geçirdiği kaliteli zaman önemlidir. Modern yaşamla birlikte bu göz ardı edilmektedir. Görüldüğü üzere kadının sosyal konumundaki dönüşüm, aile yapılarında ve çocuklarda da ciddi değişimlere neden olmaktadır.


Modernizm ile birlikte çocuklarını erdemli, ahlaklı yetiştiren annelerin önemi oldukça azalmış, para kazanan anne modeli değerli ve önemli bir noktaya taşınmıştır. Böylelikle annelik ve ev hanımlığı değersizleştirilmiş, kadın, dişi kimliğiyle
ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır.


Kadın Bir Nesneye ve
Köleye Dönüşmüştür


Bugün modern düşünce ve ideolojilerin elinde kadının geldiği nokta kadın açısından içler acısı bir durumdur. Kadın bugün kapitalizmin elinde bir nesneye bir köleye dönüşmüştür. Çağdaş kapitalizm, kadının kişiliğini değil, dişiliğini ön plana
çıkardığı için onu bir pazarlama ve reklam aracı haline getirmektedir. Kapitalist mantığa sahip bütün üretici firmalar, ürünlerine tüketici ve pazar bulabilmek için en büyük reklam aracı olarak kadını ve kadın bedenini kullanmaktadır. Modernizmin oluşturduğu yeni ‘çağdaş’ kadın imajından dindar çevreler dahi nasibini almıştır. Bunu tesettür defilelerinde ortaya konan kadın bedeninin cazibesini ortaya çıkartan tasarımlardan anlamaktayız. Vücut hattını ortaya koymayan, sade kıyafetleri tercih etmek isteyen gençlere karşı “siz anne pardesüsü mü istiyorsunuz?” şeklindeki ifadelerle psikolojik baskı ve sindirme politikalarına rastlamak mümkündür.


Modernizm,
Aileyi Değil Bireyi Kutsallaştırır

Modernizm aileyi değil bireyi kutsal gördüğünden aile odaklı toplumdan birey odaklı topluma geçişi amaçlar. Medya yoluyla dayatılan da kişinin birey olarak özgürlüğüdür. Bu yüzdendir ki aile yerine farklı alternatifler, televizyon dizileri
ve rol model olan sanatçılar tarafından gündeme getirilmektedir. Medya aracılığıyla kadınlara evlenmeden çocuk sahibi olabileceği fikri ve yine erkeklere de aile kurmadan taşıyıcı annelik ile çocuk sahibi olabileceği fikri aşılanmaktadır. Modern hayatta öncelikler, bencillik ve bireyselciliktir. Modern ailede aile yapısı çekirdek aile dediğimiz modeldir ve aynı fiziki ortamı paylaşmalarına rağmen herkes ayrı odacıklarda farklı dünyaları yaşamaktadır. Sorumsuzluk ve sınırsızlık anlayış hâkimdir. Meşru bir örf, sahih bir gelenek yoktur.

Modernizmle birlikte kız anne ve babalarının söylemleri ve kriterleri de değişmiştir. Anne babaların modern dünyanın getirdiği kaygılarla “Kızım okusun eline mesleğini alsın, elin adamına muhtaç olmasın.” şeklindeki ifadeleri bu anlayışın
bir ürünüdür. Oysa elin adamı dediği kızının aynı yastığa baş koyacağı hayat arkadaşıdır. Kız annelerinin kızlarına gelen taliplileri değerlendirirken maddî olarak üst beklentiler içerisinde olmaları, “Huyu, karakteri, inancı nasıl?” soruları yerine; “Evi, arabası var mı? Maaşı ne kadar?” gibi sorular yöneltmeleri de değişimi gözler önüne sermektedir. 

Modernizm Bencillik ve
Dünyevileşmeyi Ortaya Çıkarmıştır


Bencillik, kişinin sadece kendisiyle ilgili olma, kendini yaşamın odağına koyma halidir. Bencillik insanı yalnızca kendi mutluluğuna hizmet ettiren, insanın kendine odaklı yaşamasına sebep olan bir duygudur. Gelişmemiş kişiliğin ansımasıdır. Bu duygu, insana vermekten çok almayı öğretir ve kişinin her şeyi kendine, kendi faydasına göre değerlendirmesine sebep olur. “Ben tok olduktan sonra bütün insanlar açlıktan ölse bana ne!” şeklinde ifadesini bulan bir hastalıktır. Oysa bizler “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” diyen, bencilliği değil, diğerkâmlığı öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz.


Sosyal ilişkiler özellikle de aile ortamı bencilliği kaldıramaz, çünkü aile olmak müşterek bir hayat ve huzur demektir. Modernizm ile bencilliğe sürüklenen aileler, kadının fıtratı ile yabancılaşmasına neden olmuştur. Örneğin kadın yaratılış
olarak merhametli bir varlıktır. Bunun örneklerini diğer tüm dişi canlılarda da görebiliriz. Dişi kuşlar bir düşman yaklaştığı zaman yaralı taklidi yaparak düşmanı kendilerine çeker, yavrularını  korumaya alırlar. Oysa günümüz modern kadınınınçalışma hayatına girmesiyle beraber çocuk, kadının kariyeri için ayak bağı olarak gösterilmeye başlanmış, “Benim param, benim arabam, benim evim…” söylemleri ön plana çıkmış, eşine karşı “Sana ihtiyacım yok, kendime yeterim” rollerine girilmiş ve “bedenim çabuk bozulmasın, hemen çocuk düşünmüyorum” benzeri cümleler artık maalesef duymaya alıştığımız cümleler olmuştur.


Modernizmin Getirdikleri: Şükürsüzlük,
Rahata Düşkünlük, Lüks…


Modernizmin sonuçlarından bir diğeri olan   dünyevileşme ise şükürsüzlüğü, rahata, lükse düşkünlüğü beraberinde getirir. Günümüzde insanlar ihtiyacı ve ihtirası ayırt edemez hale geldi. Tüketilmek üzere sahip olunan ürünleri sergilemek alışkanlık haline getirildi. Kredi kartları ile kazanmadan harcamaya, harcarken yarışmaya başlandı.


Dünyevileşme dünya malına aşırı hırs besleyip sürekli biriktirmektir. Dünyevileşen insan ölümü hatırından çıkarmakta, “Daha fazla mala nasıl sahip olurum, elimdekileri nasıl korurum?” düşüncesiyle hareket etmektedir. Yine bu kişi ahirette
Allah’ın kendisine vereceği makamlara karşılık bu dünyadaki makamları başkalarının hakkını yiyerek elde etmeyi mubah sayabilmektedir. Bu yüzden de elde edeceği makam mevki için torpile başvurmaktan kaçınmamaktadır.


Bu tüketim çılgınlığı ve dünyevileşmeden en çok etkilenen ise aile ve toplum olmaktadır. Modernizm, kadınları son moda mobilyalara ve beyaz eşyanın en modernine sahip olmaya, lüks yemek masalarında kahvaltı yapmaya, en sonçıkan kilim ve halı modellerine hayran olmaya özendirmektedir. Böylece görsel medyada tüketime özendirilen kadın, elde edemediklerini kompleks haline getirip psikolojik rahatsızlık geçirebilmektedir. Oysa Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: 

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olmakla övünmekten ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçının da hoşuna giden bir bitki gibi, önce yeşerir sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre) ya çetin bir azap ve ya Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” 1


Allah Rasulü’nün (sav) uyarısı ise şu şekildedir: “Ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Benim asıl korkum dünya ziynetlerinin/nimetlerinin/rahatlığının/ konforunun sizden öncekilerde olduğu gibi sizin de ayaklarınızın altına serilmesinden,
onlar gibi dünya süsünü elde etmek için kıyasıya yarışmanızdan, dünyanın onları helak etmesi gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.” 2


Modernizm, Tüketimi
Bir Kültüre Dönüştürmüştür


Tüketilen sadece maddi şeyler değil genel ahlak mahremiyet de harcanıp tüketilir olmuştur. Modernizm ile beraber aile mahremiyeti de tüketilmektedir. Sosyal medya aracılığı ile hangi çift hangi mekânda ne yiyor, evlerinde ne yapıyorlar,
beraber geçirilen tatiller, sarmaş dolaş fotoğraflar… Tüm bunları, tanıyan tanımayan milyonlarla paylaşmak modernleşme olarak algılanmaktadır. Tanınma ve beğenilme arzusu ile sosyal medyada kendi özel hallerini deşifre ederek aylaşımlarda bulunan insanlar, hayranlarının (!) kölesi haline geliyorlar.


Yine bu tüketimle birlikte aileler tükenmekte ve yok olmaya yüz tutmaktadır. Kadınlarımız, kızlarımız televizyon kanallarında faydasız ve eğlence kültürü olarak takdim edilen evlilik programları, sözde yarışma olarak sunulan içeriği boş yapımlar ve arka arkaya izlenen ve insanların saatlerini çalan dizi programları ile sahte mutlulukları elde etmenin derdine düşmektedirler. İzlenen dizilerin çoğunda aile kurmak; çocuk sahibi olmak değersizleştirilmekte, evlenmemek, nikahsız birliktelik yaşamak sıradan bir yaşam tarzı olarak gösterilmektedir. Yine dizi senaryolarında evli eşlerin birbirlerine ihanetleri, sadakatsizlikleri de özel konu olmaktadır. Bu tür programlar insanlara mutlulukdeğil başlı başına problem getirmektedir. 

Kısacası modernlik; dini olarak günah, ahlakî olarak ayıp sayılan ne varsa meşrulaştıran; onları dönüştürüp normalleştiren bir dünya görüşüdür. Kişisel hazzı ve özgürlüğü temel alan modernizm yenidünyanın yeni dini olmuştur. Modernizmden toplum, aile ve özellikle de kadın etkilenmiş ve ciddi anlamda bir dönüşüm yaşanmıştır. İslam kültürü ve ahlakı için büyük bir tehdit olan modernizm konusunda bilinçli olmak, internet, görsel ve yazılı medya tarafından normalleştirilen bu dünya görüşüne karşı önce kendimizi sonra eşimizi ve çocuklarımızı uyanık tutmalıyız. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi “Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir.”

İmam Hatip Takvimi
 
 

Fidan Dergisi © 2009 - 2017 Hakları Saklıdır.

TRX Yazılım Tarafından Yapılmıştır.